25 Şubat 2010 Perşembe

BURNUMUZUN DİBİNDE

Gerçekten ne haldeyiz farkındasınız değil mi? Birbirimize karşı doğaya karşı, ya da kendimize karşı. Hangi gün hatırlıyorsunuz, gazetede, televizyonda, radyoda veya çevrenizde kötü olmayan, iğrenç olamayan olayların yaşanmadığını? Hangi gün hatırlıyorsunuz, adam öldürmelerin, tecavüzlerin, sudan sebeplerle kavga dövüşün olmadığı zamanları. Bu tip olaylar uzar gider. Hem de her gün artan sayıyla, artan farklı insanlık dışı davranışlarla.


Bunlar için; kimi yasaların yetersizliğini, kimi eğitimi, kimi onu, kimi bunu suçlar. Peki, tüm bu olaylar yaşanırken kim kendini suçluyor? Ya da soruyu değiştirelim. Kendimizi suçlamalı mıyız? Aslında bu soruya herkesin içtenlikle evet demesi gerekir. Ama herkes evet deseydi beklide tüm bunlar yaşanmaz bu soruda bir paradoks olurdu. Klişe bir söz vardır. Herkes dünyayı değiştirmek ister ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez. Klişe laf ama nerdeyse her şeyin çözümü gibi. Her şey içinde en zoru da bu. Peki, tüm bu olaylar yaşananlar nereye kadar gidecek. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın safsatasının kimse farkında değil mi? kimse açmıyor mu gözlerini ya da açmayacak mı? O yılan burnumuzun dibine geldi. Dokunması sokması an meselesi. yılanaın şimdiki hedefi değilseniz de bir sonra ki sizsiniz. Bu safsatalara inanıp sadece kendinizi kandırmakla kalmıyor diğerlerinin başına geleceklerden de sorumlu oluyorsunuz. Her zaman tetikte her zaman başına bir iş gelme korkusuyla yaşanılır mı? İşte bu soruya herkes hayır der. O halde neden bir şeyler yapmıyoruz. Fazla bir şey olmasa bile en azından durmayalım. Tepki gösterelim. Bir kişi değil. On kişi değil. Hepimiz. Hep beraber o yılanı buralardan kovalım.[sözlerim yanlış anlaşılmasın. Yılandan kastım belli kişiler ya da bir zümre değil. Yolandan kastım kötülükler, yapılan iğrençlikler. Yılan da deyim icabı. Yoksa o hayvancağızın kabahati yok ]



Yakınlarda başıma bir olay geldi. Sabah işe yetişmek için hızla giderken. Sokakta su oluklarında yatan yavru bir kedi gördüm. Başta kedi ölüsü sandım ama yanına gidince zor da olsa nefes aldığını fark ettim. Boynundan aşağısı hareket etmiyordu ve küçük yavrucun baş bölgesi titriyordu. İşe geç kaldığımdan orda oyalanamazdım bende hemen telefonla anneme haber verip kediciğin durumunu bildirdim. Anneme gereken ne ise onu yapmasını söyledim. Tama deyince yoluma devam ettim. Hemen bizim evin oralardaydı. Annemde benim ardımdan kediciği alıp veteriner açılana kadar eve götürmüş. Veteriner solunum yolunu açmış ama pek yaşama şansı vermemiş. Tekrar eve getirildikten iki saat sonra da ölmüş zavallı kedicik. Araba üstünden geçmiş. Ve o kediciği orda bırakarak yola devam etmiş. Ve bunu bilinçli olarak yapmış. Çünkü kedicik su oluklarının oraya atılmıştı. Yani çarpmış, arabadan inmiş ve onu yol kenarına fırlatmış( tüm bunları yapan kişinin usulca yere bırakacağını sanmıyorum).Sabah o zavallıyı gördüğümde içim parçalanmıştı. Çoğu insan alt tarafı havyan sokaklarda insanların başına neler geliyor diyebilir. Ve bence haklılarda. Ama küçük parçalar birleşip büyük asıl parçayı oluşturmaz mı? En basitinden hayvan sevgisi, doğa sevgisi vb şeyler olmadan insanları en önemlisi de kendimizi sevebilir miyiz? Tüm bu küçük olaylar asıl olayları meydana getirir. Her ne olursa olsun kötülüğün küçüğü büyüğü olmaz. Her yapılan kötülük birikerek daha beter kötülükleri doğurur. Ve kendi yarattığımız, büyüttüğümz kötülükler bir gün bizi bulur. Kendimizi sivriltip bir kahraman olalım ya da her şeyin üstüne atlayalım demiyorum. Sadece önce kendimize bir çeki düzen verelim sonrada çevremizde olanlara tepki gösterelim. Lütfen artık durmayalım!
  • Stumble This
  • Fav This With Technorati
  • Add To Del.icio.us
  • Digg This
  • Add To Facebook
  • Add To Yahoo

0 yorum:

 
Copyright 2010 BÖCÜRTLEN | Powered by Blogger.